
Konu sıkıntısından mıdır nedir bilinmez eski
masallar önümüzde değişik versiyonlarda diziliyor. Geçen senenin filmi
Kız ve Kurt, Kırmızı Başlıklı Kız denkleminden yola çıkan ama bambaşka
yollara sapan bir filmdi. Beni asıl heyecanlandıran bu sene başlarında
vizyona giren Tarsem Singh imzalı Pamuk Prenses’in Maceraları: Ayna Ayna
Söyle Bana / Mirror Mirror’dı.
Elbette hikaye değişmiş, boyut değiştirmiş, biraz mizaha bulanmıştı ama
yine de tam olarak Tarsem’in ellerinden çıktığına ikna edemedi beni.
Hikayeyi doğru yöne çevirene kadar Tarsem’in gayet tasarruflu kullandığı
mekanlar olan saray, köy ve orman üçgeninde gidip gelmiştik. O yüzden
Rupert Sandes imzalı Pamuk Prenses ve Avcı’da hayran olduğum şeylerden
birisi de mekanlar oldu. Filmin epik, fantastik, karanlık ve aynı
zamanda masalsı bir yanı var ve her geçişte başka olaylara tanıklık
ediyoruz. Açıkçası benim Pamuk Prenses hikayesinin formunun bozulmasına
bir itirazım yok. Çünkü film daha çok fantastik ve epik öğleleri bir
arada toplamış ve bunu klasik öyküye yedirmiş gibi duruyor.
Filmin handikaplarından birisi hepsi altın değerinde olan
kahramanlarının hikayelerinin peşine düşmüyor, onları bir iki ufak
açıklamayla seyircinin kucağına atıyor. Örneğin kötü kalpli ve mutsuz
kraliçenin arka planında aslında feminen bir altyapıya dayanan ‘kötü
çocukluk’ hikayesi var! Ama yetmiyor. Kimisi punkçu olan cüceler ise bu
filmde ana hikayeye bir hayli destek konumunda ve hikayeleri biraz daha
fazla tutulabilirdi! Pamuk Prensesi’in kafasını karıştıracakmış gibi
ortalıkta dolanan ama aslında dolaştırmayan iki erkek de (avcı ve
çocukluk arkadaşı) bu feminen bakış açısının altında ezilmiş
vaziyetteler!
Mekan kullanımları bir hayli başarılı olan
filmde prenses ve orman canavarının kalpleri yumuşatan bir araya
gelişlerini Pan’ın Labirenti’ndeki Ofelia ve Pan’ın buluşmasına
benzettim, belki de korkunç ormanın yaratığının kıvrımlarını Pan’a
benzettiğim içindir!
Ben kendi adıma masalsı ve fantastik
dünyaları seviyorum, o yüzden filmi konuştuğum sinema yazarı
arkadaşlarımdan daha fazla sevdim. Öykünün şekillenmesinde problemler
olabilir, karakterler ufak modeller teşkil edebilir öykünün içinde ama
dediğim gibi Pamuk Prenses’in öyküsünün etrafında şekillenen hikaye
ancak bu kadar açabilirdi kendisini…
Pamuk Prenses’i oynayan
Kristen Stewart’ı açıkça itiraf edeyim Alacakaranlık’ın Bella’sı tadında
izledim. Yönetmen savaşçı bir Prenses imajı yaratmaya çalışmış ama
karakter baştan aşağı çok Bella’ydı. Bu kadar ünlü karakterleri benzer
rollere aktarmak kesinlikle sorunlu. Stewart’tan yüreği yumuşak, naif ve
aynı zamanda savaşçı (Jan Dark kıvamında) bir pamuk prenses
yaratamadım. Bir genç bir yaşlı olan gözü yaşlı kraliçenin dramı da
yürek burkan cinstendi. Film boyunca bir tane kötü kahkaha duymadık!
Charlize Theron özellikle bağırdığı sahnelerde bir felaketti!
Karşımızda bir ilk film denemesi var, Sanders reklam kökenli bir
yönetmen. Filmin bazı yerleri çok uzun, anlaşılan yönetmen ilk filminden
atmaya kıyamamış! Pamuk Prenses’in herkese yayılan hikayesi, genelde
tıknaz avcının merhametli kalbiyle başka akışlara kayardı ama bu kez
Thor’un deli kuvveti Chris Hemsworth’un naif aşkıyla birleşiyor ama
yönetmen onu da belirsiz kılmayı tercih etmiş!
Belki Pamuk
Prenses, Kırmızı Başlıklı Kız versiyonları artarak devam edebilir. Grimm
Kardeşler’in yazdıklarına bakınca uzun bir süre boşluk yaşayan, üretim
zorluğu çeken Hollywood başta olmak üzere tüm sinema camiasına bir süre
yetecek kadar malzeme var! Çevir, değiştir, dönüştür ve çek!..